Son günlerde haberlerde en çok duyduğumuz kelimeler: İflas ve konkordato. Birer birer kepenk indiren ya da mahkemeden koruma talep eden farklı büyüklükteki şirketleri izliyoruz. Aslında bu son, bir gecede gelmedi. Büyük bir fırtınadan önce havanın ağırlaşması gibi, sinyaller çok önceden verilmişti. Karşılıksız çıkan çekler, bankaların kapısından dönen kredi talepleri ödenemeyen krediler aslında şirketlerin ekonomik olarak darboğaza girmesinin işaretleri idi.
Bu yazımızda, şirketleri ekonomik olarak sıkıntıya sokan nedenleri, çok fazla teknik detaylara ve rakamlara girmeden yalın bir dille “İçsel ve Dışsal” nedenler ana başlıkları altında ve bunlara bağlı olan alt başlıklar halinde anlatmaya çalışacağım.
Aslında çok uzağa gitmeye gerek yok; tüm dünya, bu 'içsel ve dışsal' nedenlerin ne anlama geldiğini bundan tam altı yıl önce, pandemi sürecinde hep birlikte çok ağır bir şekilde tecrübe etti. Virüs dışsal bir nedendi; hepimizi aynı anda etkiledi. Ancak o fırtınaya karşı hazırlıklı olan, dijital altyapısını kurmuş, nakit kasasını sağlam tutmuş yönetimler ve şirketler krizi kısa sürede atlattı. Bünyesi zayıf olan, hazırlıksız yakalananlar ise aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen bugün bile o günkü krizin 'kronik' etkileriyle mücadele etmeye, faturayı ödemeye devam ediyor.
İÇSEL NEDENLER;
Şirketlerin karşılaştığı içsel risklerin başında; nakit akış planlamasının bulunmaması, mali kaynakların verimsiz yönetilmesi, Kur riski, yüksek faizli kredi kullanımı ve alacakların tahsil edilememesi gibi kritik faktörler yer alır. Tüm bu yönetsel zafiyetleri tek bir çatı altında toplamak gerekirse, süreci en yalın haliyle "öngörüsüz ve hesapsız hareket etmek" olarak tanımlayabiliriz.
- Şirketin Harcama Kontrolünü Sağlayamaması
Şirketin finansal anlamda kısa, orta ve uzun vadeli yol haritasını çizen bir bütçesinin bulunmamasını başlıca bir neden olarak söyleyebiliriz.
Bugün piyasa şartlarında faaliyet gösteren birçok şirketin profesyonel bir Bütçesi bulunmuyor. Yol haritası olmadan çıkılan bu yolculukta, şirketler pandemi de olduğu gibi ilk ciddi krizde yönlerini kaybedip kendilerini maalesef iflasın ya da konkordatonun eşiğinde buluyorlar.
İşte bu yüzden, tüm şirketlerin sadece tek bir ihtimale göre değil, farklı piyasa durumlarına hazırlıklı olmak adına alternatifli bütçeler yapmaları kendi yararlarına olacaktır. Önceden kurgulanmış bu esnek planlar, kriz anlarında şirketlerin panik yapmasını engeller ve onlara güvenli birer kaçış rotası sunar."
Mal ve Hizmet Fiyatını Gerçekçi Belirleyememe
Bu konu ile ilgili olarak yıllar önce yaşamış olduğum bir olayı sizlerle paylaşmak isterim.
Yüksek cirolu elektrik malzemesi üreten bir fabrikanın sahibi ile sohbet ederken Amerikalı bir şirketin, kendi şirketine ortak olmak istediğini, satması halinde de şirketi almak istediklerini söylemişti. Bu amaçla, Amerikalı şirket bir süre Bağımsız denetim şirketi ile şirkette birtakım çalışmalar yaptırmış ve sonunda, fabrikanın sahibine aslında mevcut durumda daha çok para kazanabileceğini söylemiş.
Konu ile ilgili olarak ilk sordukları soru “Üretilen ürünlerin kaça mal edildiği” olmuş. Bu soru karşısında mahcup olan fabrika sahibinin ilk işi “Maliyet Muhasebesi” bilen bir uzman istihdam etmek olmuş.
Gerçekten de birçok şirket, ürettikleri malın ya da hizmetin gerçek maliyetinin ne kadar olduğunu ve bunu kaça satmaları gerektiğini tam olarak bilememektedirler. Hâlâ babadan kalma yöntemlerle, bakkal hesabı üzerinden maliyet ve fiyat belirleme alışkanlığı devam ediyor. Oysa günümüz dünyasında bu yöntemlerin hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Bir malın veya hizmetin maliyetini hesaplarken; uygulanan bilimsel maliyet yöntemleri, içinde bulunulan ekonomik şartlar ve tüm gizli giderler tek tek hesaba katılmalıdır. Ancak bu şekilde gerçekçi bir maliyet ve sürdürülebilir bir satış fiyatı belirlenebilir."
KÖTÜ YÖNETİM
Stratejik öngörüden yoksun, finansal disiplini göz ardı eden ve riskleri doğru analiz edemeyen bir yönetim anlayışıdır. Şirket içi kaynakların verimsiz kullanılması, piyasa koşullarına ayak uyduramama ve karar alma süreçlerindeki basiretsizlik, Liyakatsiz yöneticiler kötü yönetimin en net göstergeleridir. Özensiz finansal planlama ve hesapsız adımlar, en güçlü şirketleri bile geri dönülemez bir likidite krizine sürükleyebilir. Kötü yönetim, dışsal faktörlerin yaratacağı hasarı iki katına çıkaran içsel bir yol haritasının olmayışıdır.
DIŞSAL NEDENLER;
Ekonomik İstikrarsızlık ve Enflasyon
Makro düzeyde ekonomik dengelerin bozulması ve yüksek enflasyon, şirketler için öngörülebilirlik ortamını tamamen ortadan kaldırır. Ham madde, enerji, lojistik ve işçilik maliyetlerinin sürekli ve kontrolsüz şekilde yükselmesi, üretim maliyetlerini yukarı çeker. Şirketler, artan bu maliyetleri aynı hız ve oranda ürün veya hizmet fiyatlarına yansıtamadıklarında kar marjlarının hızla erimesiyle karşı karşıya kalırlar. Fiyat artışlarının tüketici boyutunda yarattığı satın alma gücü kaybı ise talepte keskin bir düşüşe yol açarak şirketin ciro ve karlılık hedeflerini saptırır. Bu durum, işletmeleri sermaye kaybına ve kaçınılmaz bir zarar döngüsüne girmelerine sebep olur.
Finansmana Erişimde Yaşanan Zorluklar
Bugün iş dünyasının karşı karşıya kaldığı en büyük zorluklardan biri, işletme sermayelerinin yetersizliği, geleneksel finansman kanallarının daralması ve kredi musluklarının kapanmasıdır. Kredi sıkışıklığı ve ağır teminat şartları, özellikle ekonominin omurgasını oluşturan KOBİ’lerin ve teknoloji girişimlerinin hareket alanını ciddi şekilde kısıtlamaktadır.
Mevzuat ve Politika Değişiklikleri:
Şirketlerin finansal sürdürülebilirliğini ve pazardaki varlığını doğrudan etkileyen bir diğer kritik dışsal faktör ise mevzuat ve ekonomi politikalarında yaşanan ani değişikliklerdir. Ticaret hukuku, vergi oranları, gümrük vergileri, teşvik politikaları veya çevre ve sürdürülebilirlik standartlarında (örneğin karbon vergileri veya yeşil mutabakat süreçleri) yapılan yeni düzenlemeler, şirketlerin iş yapış modellerini bir gecede kökten değiştirebilir. Bu yasal dönüşümlere zamanında uyum sağlayamayan, operasyonlarını yeni regülasyonlara göre esnetemeyen veya gelecekteki yasal riskleri öngöremeyen işletmeler, ağır idari para cezaları ve hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalmaları muhtemeldir.
Jeopolitik Krizler ve Tedarik Kesintileri:
Günümüzün birbirine sıkı sıkıya bağlı küresel ekonomik düzeninde, şirketlerin zarara uğramasına yol açan en öngörülemez ve yıkıcı faktörlerin başında jeopolitik krizler ve buna bağlı tedarik zinciri kesintileri gelmektedir. Bölgesel savaşlar, siyasi gerilimler, ticaret savaşları ve lojistik rotalardaki diplomatik tıkanıklıklar; ham maddeye erişimi zorlaştırmakta ve lojistik maliyetlerini öngörülemez seviyelere tırmandırmaktadır. Tek bir coğrafyaya veya sınırlı sayıda tedarikçiye bağımlı olan şirketler, bu tür küresel şoklar karşısında üretim hatlarını durdurmak zorunda kalabilmektedir. Teslimatların gecikmesi, artan navlun fiyatları ve alternatifsiz kalan tedarik süreçleri, şirketlerin operasyonel maliyetlerini katlarken müşteri nezdinde de güven kaybına yol açmaktadır. Sonuç olarak, küresel riskleri doğru analiz edemeyen ve tedarik ağında "çeşitlendirme" ile "esneklik" stratejilerini hayata geçiremeyen işletmeler, bu makroekonomik fırtınalarda ağır finansal zararlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Teknolojik Gelişmelerin Gerisinde Kalmak:
Hayatın neredeyse her alanına nüfuz eden yapay zekanın iş yapış biçimlerini kökten değiştirdiği bu günlerde, geleneksel yöntemlere tutunmak bir güvenli liman değil, tam aksine en büyük risk faktörüdür. Birçok şirket, yapay zekâ entegrasyonunu ve teknolojik yenilikleri iş süreçlerini geliştirecek stratejik bir yatırım olarak görmek yerine, kaçınılması gereken ek bir maliyet unsuru olarak değerlendirmektedir.
Bu maliyet odaklı ve vizyondan uzak yaklaşım, şirketlerin rekabet gücünü derinden sarsmaktadır. Teknolojik yeniliklere ayak uyduramayan firmalar; hız, verimlilik ve müşteri deneyimi konularında çağın gerisinde kalarak pazar paylarının hızla erimesine mahkûm olmaktadır. Günümüz piyasasında teknoloji artık lüks bir harcama kalemi değil; şirketlerin pazardaki varlığını sürdürebilmesi ve demode olmaktan kurtulabilmesi için en temel hayatta kalma enstrümanıdır. Değişime direnenler maliyetten tasarruf ettiklerini düşünürken, aslında geleceklerini riskli hale getirmektedirler.
Bahsetmiş olduğumuz nedenler ışığında kısaca özetleyecek olursak;
Modern piyasa koşullarında şirketlerin finansal zarar döngüsüne girmesi veya iflas eşiğine gelmesi, genellikle dönemsel krizlerden ziyade stratejik öngörüsüzlük ve değişime direnç göstermenin bir sonucudur. Sektörel dinamikler ne olursa olsun; inovasyonu erteleyen, maliyet yönetiminde veri odaklı analizleri göz ardı eden, mali tabloları okuyaman ve nakit akış yönetimini stratejik bir öncelik haline getirmeyen yöneticilerin olduğu şirketler için zarar etmek kaçınılmaz bir sondur. Günümüz makroekonomik ekosisteminde finansal kayıpları durdurmanın ve sürdürülebilir kârlılığı yeniden tesis etmenin yegane yolu; geleneksel iş modellerini hızla revize etmek, operasyonel verimliliği teknolojiyle uygun hale getirmek ve risk yönetimini kurumsal bir refleks haline getirmekle olacaktır.
Saygılarımla,
Yusuf Fatih ACAR
SMMM & Stratejik Teşvik Danışmanı